25 Ekim 2009 Pazar

GESTALT TERAPİ YAKLAŞIMIYLA “TAMAMLANMAMIŞ İŞLER”E BAKIŞ

Günlük yaşamlarımızın koşturmacası içinde biz de akar gideriz. Öyle bir an gelirki içsel bir yorgunluk, durma isteği ve kafa karışıklığı bizi kendimizle başbaşa kalmaya zorlar.
Kendimizle başbaşa kalmak... En çok ihtiyaç duyduğumuz, fakat en çok yadsıdığımız şeydir nedense. An gelir, öylece durur, uzaklara dalar, otururuz bir köşeye. Geçmişten geleceğe sorular, kaygılar, nedenler ve nasıllar üşüşür zihnimize.
Kendimizle başbaşa kaldığımız zamanlarda en çok takılı kaldığımız karşılanmamış ihtiyaçlarımız ve ya tamamlanmamış işlerimizdir. Gestalt terapi yaklaşımına göre kişi yarım bıraktığı işlere spontan bir biçimde geri dönerek tamamlama eğiliminde olur. Diğer taraftan bunları tamamlayana kadar unutamaz ve tamamlayabilmek için çeşitli yollar arar.
Tamamlanmayan işler, kişinin ihtiyaçlarını tatminkar bir şekilde karşılayamamakla ilişkilidir. Kişi, ihtiyaçlarını ne kadar kolay,kısa sürede ve tatminkar bir biçimde karşılayabilirse o kadar rahat, huzurlu ve mutlu olur. Ancak kuşkusuz kişinin tüm ihtiyaçlarını kolayca, kısa sürede ve tam olarak tatmin etmesi her zaman mümkün olmaz. Böyle durumlarda karşılanmamış pek çok ihtiyacımız, tamamlanmamış pek çok işimiz kalır. İnsanlar genellikle daha önemli ya da zevkli buldukları işleri bir an önce tamamlamaya çalışırken, diğerlerini ertelerler. Örneğin sevgilinizle buluşabilmek için yapılması gereken bir ödevi yapmayı ya da gidilmesi gereken bir yere gitmeyi kolaylıkla erteleyebilirsiniz. Bazı kişiler ise bunun tersini yaparak, önceliği zorunlu gördükleri işleri tamamlamaya ya da diğer kişilerin ihtiyaçlarını karşılamaya verirler, ama bu sefer de kendi bireysel ihtiyaçlarını karşılayamazlar. Sonuçta tamamlanmamış iş, yani karşılanmamış ihtiyaç ister ödenmemiş bir fatura, ister edilmemiş bir telefon, ister alınmamış bir kazak ya da yapılmamış bir ödev olsun, söz konusu ihtiyacın önemine ve aciliyetine bağlı olarak kişinin zihnini meşgul eder ve onu rahatsız eder. Tamamlanmamış işlerin sayısı arttıkça kişi kendini sadece gergin değil yetersiz, yorgun, tükenmiş, hissetmeye de başlar.
Günlük işlerin tamamlanamaması ne kadar yorucu olsa ve enerjimizi tüketse de, asıl sorun yaratan tamamlanmamış işler, bizim için önemli olan kişilerle yaşadığımız çatışmalarla ilgilidir. Bizim için önemli kişilerle yaşadığımız çatışmalar acı, üzüntü, keder, kırgınlık, öfke, kin, nefret, suçluluk ve utanç hissetmemize yol açabilirler. Böyle durumlarda karşılanması gereken ihtiyaç bu duyguların ifade edilmesi, paylaşılması ve sonra da çatışmanın çözülmesidir. Bu kişiler özellikle yakınlarıyla yaşadıkları çatışmaların sonunda küserler ve hatta bu küskünlüğü günlerce ya da haftalarca sürdürürler. Böylece küserek hem kendilerinin, hem de diğer kişinin duygu ve düşüncelerini ifade etmelerini engellerler ve aralarında tamamlanmamış birşeylerin kalmasına yol açarlar. Küsmek, bir ilişkiyi bitirmekten çok daha farklı bir anlama sahiptir. Biten bir ilişkide artık tarafların birbirlerinden bir beklentileri kalmaz. Oysa küsmek, kişinin diğerinden bazı beklentileri olduğuna ve bu beklentilerin karşılanmak üzere bekletildiğine işaret eder. Dolayısıyla küsmek, tamamlanmamış işlere verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Küsen kişi bu tamamlanmamış duygularını ifade edemediğinden enerjisini dışarıya veremez ve dışarı verilemeyen enerji de birikerek öfke patlamalarına ve ya psikolojik kökenli fiziksel sorunlara yol açar. Bu nedenle çatışma durumlarında küsmek yerine duyguların uygun bir biçimde ifade edilmesi tercih edilmelidir. Bazı kişiler de çatışmayı çözmeden “hiçbirşey olmamış gibi” davranırlar. Kendilerine bir şans daha vermeye ya da “yeni bir sayfa açmaya” karar verirler. Ancak önceki duygu ve düşünceler uygun bir şekilde paylaşılmadan, affedilmesi gerekenler affedilmeden, kabul edilmesi gerekenler kabul edilmeden böyle bir karara varmak, ilişki ile ilgili bir sürü tamamlanmamış işin kalması demektir. Tamamlanmamış işlerin kalması ise ilk fırsatta eski çatışmaların yeniden ortaya çıkmasına neden olur. Bazı durumlarda ise geçmişte yaşanan bir olay, örneğin kişinin tacize, tecavüze, şiddete , teröre ya da savaşa maruz kalması ve ya tanık olması; deprem, sel, yangın gibi afetler yaşaması ve ya geçirilen bir kaza, hastalık ya da ameliyat da tamamlanmamış işlerin kalmasına neden olabilir. Yine özellikle kişinin suçluluk ve utanç duymasına yol açmış olan yaşantılar da tamamlanmamış olarak kalabilir.
Burada sözü edilen tamamlanmamış işler, hatırlanabilen ve dolayısıyla çok uzak olmayan geçmişle ilgili anılarla ilgilidir. Bu nedenle de kişi duygularıyla yüzleşmeye hazır olduğunda tamamlanabilecek durumdadırlar.
Gestalt yaklaşımında, tamamlanmamış işlerin tamamlanabilmesi için uygulanabilecek yöntemlerden biri, tek ve çift boş sandalye çalışmalarıdır. Boş sandalye çalışmaları sırasında danışanın günlük yaşamında, yakın geçmişinde ve ya çocukluğunda olumsuz duygular yaşamasına yol açmış kişi ya da kişilerle monolog ve/veya diyaloglar oluşturması, onlara duygu ve düşüncelerini ifade etmesi sağlanır. Bunun için önce danışandan olumsuz duygular yaşamasına yol açmış bir kişiyi belirlemesi ve onun karşısındaki boş sandalyede oturduğunu hayal etmesi, sonra da ona onunla ilgili kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmesi istenir. Bazı durumlarda ise çift sandalye uygulaması daha yararlıdır. Böyle durumlarda danışan boş sandalyedeki kişiye kendi duygu ve düşüncelerini ifade ettikten sonra, o boş sandalyeye kendisi geçerek o kişinin yerini alır ve biraz önce kendisi olarak söylediklerine o kişi olarak cevap verir. Tek ve çift sandalye uygulamaları danışana hem kendini çok daha iyi ifade etme, hem de tüm duygularını yaşayarak boşaltma imkanı verir.
Çok yoğun olumsuz duygulara yol açmış hiçbir yaşantı tamamen tamamlanamaz, yani hiç yaşanmamış gibi olamaz. Ancak terapide yapılan çalışmalarla artık kişinin canını acıtmayacak bir hale getirilebilir ve bunların onun bugününü olumsuz bir biçimde etkilemesi engellenebilir. Bunun için kişinin önce geçmişte olanları olduğu gibi kabul etmesi, sonra affetmesi ve daha sonra da bu yaşadıkları ile bütünleşmesi gerekir. Bütünleşme sağlandığında kişi “şimdi”ye ve yeni ihtiyaçlarına odaklanabilmeye ve geçmişte kullandığından daha farklı yollarla ihtiyaçlarını karşılayabilmeye başlar.
Tamamlanmamış işlerini tamamlamış olan kişi, geçmişiyle, kendisiyle ve diğer insanlarla daha iyi temas kurabilmeyi, yaşama daha enerjik ve aktif olarak katılabilmeyi ve en önemlisi kendi ihtiyaçlarının farkına vararak bunları uygun şekillerde ifade etmeyi ve karşılamayı öğrenmiş olur.
Bu yaşam yolculuğumuzda bütünleşmek ve büyümek dileğiyle,
Bilge YURT
Yararlanılan Kaynak : Bütünleşmek Ve Büyümek / Doç. Dr. Ceylan DAŞ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder