25 Eylül 2009 Cuma

TUTMAK VE BIRAKMAK



Aynaları çok seviyorum. Olanı olduğu gibi yansıtır aynalar, bakmaya cesaretimiz varsa.
Bizler, etten kemikten öte varlıklarız. Bedenlenmiş ruhlarız biz. Bir dirhem nefesle tanımladığımız şu içimizdeki can, dışımızdaki dünyadan da öte.
İnsanın bir içi, ruhu, canı var, bir de dışı, fizik bedeni. Dışımızı aynada görmek mümkün. Peki ya içimiz? O, ne alemde?
İçimizi yansıtan aynalar da var elbet. Çevremizdeki herkes bize bizi yansıtıyor. Kendimizi keşfetmek üzere bu yolculukta bize eşlik ediyorlar. Hoşumuza gitse de gitmese de deneyimlediğimiz herşey bizden bize yansıyanlar.
Son dönemlerde en ağır deneyimim tutmak ve bırakmak üzerine oldu. Zorlandığım, gerildiğim ve içten içe can çekiştiğim çetin deneyimlerdi bunlar ve yansımalar gösteriyorki bu dersi geçmem biraz daha zaman alacak.
Yakın bir dostum bana “ Sen kendini nasıl tanımlarsın?” diye sordu durup dururken. Soruyu anlamlandıramamakla beraber bir an durdum, düşündüm ve uzun bir cümleyle tanımladım kendimi. Daha doğrusu tanımladığımı zannettim.Tanımımın içinde kimin kızı olduğumdan nerde çalıştığıma, neler yaptığıma kadar varan uzun bir liste vardı. Ardından “ Tüm bu tanımların ötesinde, nesin sen?” dedi. Bir süre söyleyecek birşey bulamadım. Kendimi tanımlayacak tüm malzemeleri kullanmıştım sanki ve aklıma birşey gelmedi. Havada birkaç kelime uçuşsa da saçmalamaktan korktum. Ben düşünmeye devam ederken arkadaşım sorusunu yineledi. Bir an gözlerimi kapadım, zihnimi susturdum ve kendimi hissetmeye çalıştım derin bir soluk alarak. Sonunda içimi doyuran birkaç kelime süzüldü dudaklarımdan. “ Ben sıcacık bir ışığım. Ben sevgiyim”. Ben bile şaşırmıştım dudaklarımdan bir çırpıda dökülenlere. Kendimi bugüne değin hiç böyle tanımladığımı hatırlamıyordum. Hatırlamıyordum diyorum, çünkü içimin bildiği ama benim unuttuğum bana dair anlamlardı bunlar...
Aramızda geçen bu konuşma beni, kendimi bilmek ve anlamak üzerine derinden tetikledi. Mademki ben ışıktım, sevgiydim, bana tutunan ve benim tutunduğum onca ben olmayan şeyi neden var etmiştim?

Özü olan ve deneyimler silsilesiyle hayatın içinde süzülen Bilge’yim ben. Belki de ne ve kim olduğumu idrak etmek için bunca deneyim.
Kendimi ifade ettiğim onca deneyimin içine daldığımda tutunduğum, tuttuğum çok şey olduğunu farkettim. Faydalı faydasız bir çok inanca tutundum farkına varmadan. İnançlarımı değiştirmekten korktum. Değişen inançlarım beni bana yabancılaştırırsa ne yaparım endişesiyle inançlarımın içine saklandım. Sonra öyle bir zaman geldiki tutunduğum ama beni aşağıya çeken inançlarım beni içine kilitledi ve özgürlüğümün canını kemirdi. İşte tam bu noktada zihnimin parmaklarını açarak o inançlardan özgürleştim ve yaşam ışığım aydınlandı. Bırakmanın hafifliğiyle kucaklaştım.

Sevdiğim, bırakmak istemediğim eşyalarım vardı mesela. Yaşam alanımı daraltmaya başlayan fakat vazgeçemediğim sıkı sıkı tuttuğum gereksiz eşyalar.Onlara karşı duyduğum sahiplik duygusu öyle kuvvetliydiki onları bırakarak sahiplik rolüne veda etmek istemiyordum. Taki kendi gönlümü razı ederek onları bırakana dek. Onları bırakmamın ardından yaşam alanımda oluşan ferahlık içime işledi. O gün bugündür sonsuza dek sahiplenmiyorum hiçbirşeyimi. Onlar beni bırakıyor, ben de onları bırakıyorum vakti geldiğinde.

Sıkı sıkı tuttuğum bırakmak istemediğim diğer varlıklarım arkadaşlarımdı. Mevcudiyetleri beni öylesine yaşama bağlardıki hep etrafımda olsunlar isterdim. En çok sevdiğim arkadaşlarımdan birkaçı çok uzak ülkelere yerleşti. Her görmek istediğimde artık göremiyorum onları. Haberleşebiliyorum ama yanlarında olamıyorum her istediğimde. Canımı acıtan bir bırakıştı onların kaderine saygı duyarak onları içimden salıvermek.

En büyük aşkımı da salıverdim. İçimden süzülüp gitmesine izin verdim. Benimle bütünleşen herbir parçasını her bir parçamdan kopararak bıraktım. Önce ben beni de bırakıyorum zannettim. Ardından gerçek bene eriştim hafifledikçe. Bıraktıkça, öylece salıverdikçe en büyük aşkımın daha da büyüdüğünü ve bende benden içeri olduğunu anladım. Kum tanelerini avuçladığımızda en çok avuçlarımız açıkken kum tanelerini tutabiliriz. Avuçlarımızı sıkarsak kayar gider taneler parmak aralarımızdan. Ben de öylece açtım özümün parmaklarını, öylece içime çekiyorum hayatı.

Bıraktıkça gelinen yer hep daha ışıklı, hep daha anlamlı. Bağımlılığın sonlandığı bir yer orası. Benlik bilincinden soyunup birlik bilincine ulaştığımız bir kapı.
Her bırakış öncesi sancılı, korkulu ve endişe verici. Oysa sonrası, özgürlük, aydınlanmak ve güçlenmek demek.

İçimden sevgimi sevgiyle bırakıyorum. Özümden özlere aksın ve evrene karışsın. Böylece özgür, ışıklı ve güçlüyüm.

Sevgimle...
Bilge YURT 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder