Henüz çok az bir zaman olmasına rağmen sana karşı beslediğim bu yoğun duygusallık nasıl bir haldir anlamıyorum. Herşeyi fazlasıyla düşünen ve irdeleyen biriyim. Kendimi bir türlü akışa bırakamıyorum. Akışa bırakmakta çok zorlanıyorum. Bu konuda mutlaka korkularımın rolü çok büyük. Korkuların ve endişelerin hepsi aslında birer illüzyon. Hiçbiri gerçek değil. Gerçek olmayan şeylere aldanma iznini kendime vermek neden?
Ben, ben olmayı seviyorum . Birbirimizi yansıtıyoruz. Birbirimizde gördüklerimiz hoşumuza gitse de gitmese de birbirimize baktıkça gördüğümüz kendimiziz.Ben nasılsam, sen de biraz öyle değil misin?
Hayatta yaşanan hiçbirşey tesadüf değil. Tesadüf diye birşey yok.Büyük resmin içinde ufacık bir kum tanesi bile öyle anlamlıki... Earnest Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” kitabının arka kapağında yazdığı gibi “ İnsan bir ada değildir, bir bütün de değildir tek başına ana karanın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır. Bir kum tanesini bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki bir burunmuş, senin ya da dostunun bir yurduymuş gibi. Her insanın ölümüyle eksilirim ben. Çünkü bir parçasıyım insanlığın. Bu yüzden sorma çanların kimin için çaldığını, çanlar senin için çalıyor.”
Neden beraber olduğumuzu çok sorguladım. Tek bir cevap geldi özümden. O da sevgiydi. Başka bir açıklama yok. Hayatımı, hayatlarımızı kalıplar içine oturtmaktan hoşlanmıyorum. Oyunun biraz içinde, biraz dışındayım adeta. Ne tam olarak içinde, ne de tam olarak dışında. Garip bir sarmal işte. Belki de kendimi ifade etme şeklim bu. Anlamak zor.
Anlamaya çalışmak yoruyor. Akışta olmak ve hayatın içinde öylece akmak istiyorum. Sen de bunu yapabilirsen, yani yaşamın içinde sevgiyle akabilirsen, birlikte öyle zenginleşirki yaşamımız. Kendi içimize doğru, derinlerimize doğru büyütürüz kendimizi. Paylaşımlarımız da giderek daha çok anlam kazanır, sonsuz olur. Ben aşkın her türlüsünü çok severim, ne çok inanırım aşka bir bilsen.
Ayrı ayrı bireyler olarak öyle çok yaşanmışlıklarımız varki... Seninle birarada ve sevgiliysek, mutlaka bir anlamı vardır. Hepimiz biriz aslında. Hiçbirşey anlamsız değil. Yaşam içinde herşeyin mutlaka bir anlamı var. Mutlaka birşeyler öğreneceğiz bu ilişkiden. Yapmamız gereken, güzel duygular ve güzel düşünceler ekmek. Ne ekersek onu biçeriz. Ben hep mutluluk ve sevgi biçmek, aşk biçmek istiyorum. Seçimlerimizi yaşıyoruz yaşamın içinde akıp giderken. Herşey ilk ve son nefesimiz arasında akıp gidiyor.
Şu ana kadar öyle çok şeye göğüs gerdimki, tükendim, ama güç buldum yeniden. Yeniden enerji ve mutluluk doldu içim. Bu, çok keyifli.
Mutluluğu yaratmayı bilmek mutlu ediyor beni. Huzursuzluğu yaratmak iyi bir seçim değil. Niyetlerimiz, hayatımızı nasıl yaşamak istediğimizi belirliyor. Niyetlerine iyi bsk. Yarattıklarını ve yaratacaklarını orada göreceksin. Çok farklı açılımlar ve çok büyük değişimler yaşanıyor. Herşeyi sevgiyle karşılamak ve affedici olmak önemli. Özgürleşmek affetmekten geçiyor.
Sarı rengi çok seviyorum. Saçlarım da sarı. Sarı renk, kadim bilgiler içinde ilişkileri temsil ediyor. Sarı rengi bu kadar seviyor olmam ilişkimizi en güzel ve anlamlı biçimde ifade etmeme yardım ediyordur belki de.
İkimiz de özgür ruhlarız. Sanırım bu yüzden birbirimizde rahat ediyoruz ve birbirimizi çok seviyoruz. Birbirimizi anlıyor olmak ve taa derinlerimize dokunuyor olmak öyle heyecan verici ve öyle keyifliki...
Seviyoruz birbirimize dokunmayı, nefesimizi hissetmeyi. Bu beni defalarca varlığına ve varlığımıza şükretmeye yöneltiyor. Varlığına ve varlığımıza şükürler olsun.
İyiki varsın sevgilim. Bu kalemi elime aldığımda duygularımı nasıl ifade edebileceğimi bilemedim. Oysa şimdi sayfalar yetmeyecek gibi geliyor. Varlığın hayatıma öylesine anlam katıyorki, mutluyum seninle. Mutluluk göreceli belki, fakat sen hissediyorsun zaten seninle mutlu olduğumu. Seninle mutluluk denen o muhteşem “olma halini” deneyimlemenin gücüne yürekten inanıyorum. Nefesin, tadın, kokun öyle canki canıma, varlığıma seni varettiği için şükrediyorum.
Aşksın sen, cansın sen, fikrime huzursun sen.
Sorgu sual etmek insanın doğasından geliyor. Hayatta sürekli onaylanmak ve kabul görmek beklentisi içindeyiz.Kendimize, özümüze güvenmek yerine gücü başkalarına ve başka şeylere vererek güveni öylece inşa etmeye çalışıyoruz. Kendimize güvenmek ve inanmak risk almak gibi geliyor bize. Hata yaparak yargılanmaktan korkuyoruz. Oysa bir farkına varabilsek mutluluğun içimizde ve seçimlerimizde saklı olduğunun, seveceğiz kendimizi ve tane tane soluduğumuz bu muhteşem yaşamı.
Her an bir seçim yapıyoruz bilinçli ya da bilinçsiz. Yaşamın gereği bu. Varolmak için nefes almak bile bir seçim. Ben seninle hayatımda koşulsuz sevgi ve aşka izin verdim. Daha güzel ne olabilir? Aşktan daha güzel ne olabilir? Mantık aramadığımız tek şey aşk . Çok yoğun ve bizi içine alan bir olma hali. Seninle her mevsimi yaşamak istiyorum. Her mevsim güzel olur seninle. Her mevsimi yaşamak keyifli olur seninle.Çok keyifli... Güneşlenmek, yağmurda yürümek, kartopu oynamak ve çimenlere uzanmak. Yaşamdan haz almama neden oluyorsun. Sonu ne olursa olsun, yaşamam gereken ne varsa göze alıyorum.
Öyle güzel, öyle çok seviyorsunki beni, bana akıttığın sevginin her damlası çok lezzetli. Senden vazgeçmek istemiyorum. Hem neden vazgeçeyim?
Ruhların yaşı yok, bunu biliyorum. Aşk bağıyla bağlıyız biz birbirimize. Varlığın çok şey öğretiyor bana. Gelişip, değişiyorum. Hayatımda anlamlı değişimlere neden oluyorsun. Gerçekle gerçek olmayan sanki içiçe. Hissettiklerimin peşinden gidiyorum. Hissettiklerim taşıyor beni geleceğe. Ben, zihnimde zaman boyutunu kaldırdım. Tüm zamanlar seninle ve sana olan aşkımla var. Bana güç ve güven veriyorsun. Bunu nasıl yapıyorsun bilmiyorum, fakat başarıyorsun. Yaşasın!
Bazen Dante’nin düşünen adamı gibi oluyorum. Herşeyi çok düşünüyorum, fakat düşünmek, olacağın olmasını engellemiyor. Herşekilde olacak oluyor. Kalp gözüm yetiyor yönümü bulmaya. Kalp gözümün ışığı en doğru, en güvenilir kılavuz edasıyla, sevgiyle yolumu aydınlatıyor.
Sen hayatımda olamazdın, yüreğim bana ışık olmasaydı. Hiçbir karşılaşma anlamsız ve tesadüf değil. Herşeyin bir anlamı var hayatımızda. Bu anlamın farkına varmak kalp gözüyle görmekten geçiyor.
Dumanlı düşüncelerimin, sessiz cümlelerimin ardına gizlenmiş bir aşk doğuyor.
Bir süre önce yeni enerjilere açmıştım kendimi. Bu doğan büyük ve tutkulu aşkın tetikçisinin sen olacağını nereden bilebilirdim. Didik didik anlamaya çalışmıyorum. Sadece hissetmeye bırakıyorum kendimi. Hissettiğimiz herşeyi tanımlamak ve onay almak zorunda mıyız? Yaşanan herneyse içime, özüme sormam ve kendimle başbaşa kalmam yeterli. İçime döndürüyorsun beni. Kendimle yüzleşmenin hazzına varıyorum adeta. Böylece gücümün ve kendimin farkına varıyorum.
Bu hayatta yapılan en değerli yolculuk insanın kendine yaptığı keşif yolculuğu. Yolculuğumun tadını çıkarmama katkıda bulunduğun için sana ve varlığına teşekkür ederim. İçim, dışım ben oldu. Tam olmak ve bütün olmak duygusunu deneyimliyorum.
Aklımdasın, fikrimdesin, heryerdesin sen. En derinlerime sakladım seni. İçimdesin ve orada kalmanı istiyorum. Sen sevdin zaten yerini. Ben de seni sevdim. Ne geçiyorsa kalbinden, paylaş benimle. Paylaştıkça çoğalır, güzel olan herşey. Kendinde olanı kendine saklamanın ne anlamı olabilir?
Sevmek, kabul etmek ve yaşananların içinden akarak geçmek değil mi? Koşulsuz sevgi, kabulden geçiyor. Kabul etmek de affetmek kadar özgürleştiriyor. Koşulsuz bir kabul için egoyu törpülemek gerekli. Ancak o zaman ruhlarımız özgür oluyor.
Tutunduğun neler var hayatında? Neleri mihenk taşı yaptın? Bunları iyice gözden geçir. Seni sen yapan ne varsa farkına var ve arın endişelerinden. Yoksa kırılır tutunduğun dallar, parçalanır üstüne bastığın taşlar.
Özünle bağlantıya geçmek ve onun sesini duymak istiyorsan seveceksin. İçinde sevgi dolu tanecikler olacak. Başka türlü sonsuz olamaz , özünle buluşamazsın. İçsesin hiçbir konuda yanıltmaz seni. Hayatta en değerli varlığın sensin. Senle başlar, senle biter sana dair herşey.
Değerli ve yeterlisin, hem de her halinle. Kendini sakın kimseyle kıyaslama. Mutlu olmak istiyorsan, dualite dünyasının oyununa gelme. Enerjini, neye ve kime verirsen onu büyütürsün. Bu evrenin en önemli yasalarından biri. Tüm enerjini sevgine ver, büyüsün ve sarmalasın seni fersah fersah. Öyle güven ve huzur veren bir duygu kaplarki içini tarifi yok. Tanımlar ve kelimeler yetersiz kalır o an.
Yaşamına ve bana yüklediğin anlamları duy, gör, hisset. Tanımladığın kendinsin, bunun farkına varacaksın. Gördüklerinden mutluysan yarattıklarından ötürü, yaratıcılığına şükret. Özün, çok boyutlu bir platformda muhteşem bir biçimde tezahür ediyordur. Özüne şükret.
“Özüm nerede?” diyorsan aynanın karşısına geç ve gözbebeklerine iyi bak lütfen. Siyah, derin bir boşluk göreceksin. Öyle derin öyle derinki kaybolursun içinde. Özünle birleştiğin yer orası. Tüm yaratımlarını izleyebilirsin o boşluktan. Hayrına ise “Ol” dersin ve olur.
Kendine ve özüne sonsuz güven çok önemlidir. Bir an bile şüphe etmeden huzurla güvenmek gerekir. “Ol” kelimesi böylece kesinlik ve anlam kazanır.
Daima ne hissettiğime odaklanıyorum. Neler hissetiğimin farkına varmak, neler düşündüğümün de farkına varmamı sağlıyor. Ruh, beden ve zihin üçlemesi arasındaki bağlantıyı sağlıklı bir biçimde oluşturmama yardım ediyor.
Senden çok şey öğreniyorum. Öyle lezzetli duygular tetikliyorsunki bende, tarifi zor. Herşeyin hayatta bir değeri, bir anlamı var. Senin hayatıma kattığın anlamların peşinden gitmek hoşuma gidiyor. Nereye varacağını bilmediğim yolculukları seviyorum çoğu zaman. Aslında belirsizlikten hoşlanmıyorum. Hiç hoşlanmadım bugüne kadar. Belirsizlik, iç güvenimi sarsan bir durumdur. Belirsizliğin içinde adrenalin ve heyecan gibi sevdiğim duygular da var. Ben de belirsizim belirsizliklere karşı.Elle tutup, gözle görebildiğim, hissedebildiğim şeyleri seviyorum, fakat kuvvetli bir biçimde soyut olan şeylere doğru da çekiliyorum.
Yaşamın içinde en sıkı iki deneyim bilirim ben. Biri ölüm acısı, diğeri “Aşk”. Neler gelip geçiyor insanın içinden bir bilsen. Neler oluyor neler...
Aşkın tüm tanımlarını biraraya getirsen yine de anlayamazsın neler hissettiğimi ve bana neler hissettirdiğini. Hücrelerimin herbiri huşu içinde ibadet ediyor adeta. Seni tanıdığım ilk andan itibaren birbirimizi yıllardır tanıyormuşuz gibi hissetmek benim sıkça karşılaştığım bir durum değil. Bana nasıl böyle hissettirebiliyorsun bir anlasam. Seni öyle iyi tanıyor ve öyle derinden hissediyorumki, değil yıllardır, yüzyıllardır deneyimliyor ve biliyorum seni sanki.
Eğer sana hissettiklerimin bir rengi olsaydı, bu renk kırmızıya çalan bir pembe olurdu. Çünkü tutkuyla karışık bir aşk bu. İçimde bir sürü duygu var parça parça. Tek tek yakalamaya çalışıyorum, fakat olmuyor. Parça bütünün bilgisini taşır. Bütünü algılamak aslolan. Hayatım hem parça parça, hem de kocaman bir bütün adeta. Parçalar bütün olmuyor sensiz, ya da sensiz kayboluyorum bütünün içinde...
Yaşam alanım, savaş alanı gibiydi. Bir an durdum ve içime döndüm. Sessizce içimi dinliyorum. Özümden gelen mesajları almaya, kendimi anlamaya çalışıyorum. Anlıyorum da.... İçimde bir sürü “ben” var. Parça parça içim. Hepsi tek tek de beraber de olsalar, çok derin anlamlar ifade ediyor. Parçalarımın herbirinin en küçük zerresinde aşk var.
Aşk doluyum, aşkı seviyorum. Aşkı sevmesem bu kadar içime işler miydi? Hem aşkı kim sevmez? Aşk olmasa nasıl dayanabilirdik derinlere gömdüğümüz acılara? Nasıl tutunurduk hayata? Aşk olmasa nasıl yaratılırdı bunca şey? Nasıl varolurdu dağ, taş, dünya, insan? Tüm bunların farkına varıyorum.
Sen ve ben aşkın ifadesinden başka neyiz? Aşk olmasa biz nasıl olurduk? Yaşanan herşeyin bir anlamı, bir anafikri var. Farkına varmak gerekli. Farkına vardıkça bu yol bitmiyor elbette, fakat daha keyifli bir hal alıyor. Hayatta ne oluyorsa ,ne yaşanıyorsa hayrımıza...
Sevdiklerimizi kaybetmek acı veriyor. Asıl istediğimiz,içimizde bir yerde bizi besleyen birbirine sahip olma duygusunu kaybetmemek belki de. Bilmiyoruz aslında döktüğümüz gözyaşları kaybettiklerimiz değil, kendimiz için. Kendimize üzülüyoruz aslında onlarsız ne yaparız diye. Kendimiziz ağladığımız.
Bağımlılık ve bağlılık arasında çok önemli bir fark var. Bağımlılık ihtiyaçtan, bağlılık ise sevgiden kaynaklanır. Ben, senin bana bağımlı değil, bağlı olmanı istiyorum. Sevmek bağlılıktır, bağımlılık değil.Destekleyici ol. Gücümüzü esaretten değil, özgürlükten alalım.
Genellemeler ve kalıplarla çevrili bir dünyanın aşkı arayan, içindeki aşkı bulmaya çalışan çocukları gibiyiz. Genellemeleri oluşturan, kalıpları yaratan, ruhunun etrafını dikenli tellerle çeviren biz değil miyiz? Kime ait bu genelleme ve kalıplar? Korkularımın farkına varıyorum. Öylesine korku kültürünün içine dalmış gitmişizki kendimizi yukarıya çekip soluk alabilmek için aşka tutunuyoruz. Tutunabileceğimiz en sağlam, en kuvvetli duygu aşk olduğu için belki de. Tutunabilecek bir aşkımız varsa içimizde, şanslıyız demektir. Aşk hep birine ve ya birşeye karşı olmak zorunda değil, ilahi aşkı deneyimliyor da olabilir insan.
Aşkın içinde hangi duygular var sence? Ben sende en çok sahiplenilme ve beğenilme duygusunu deneyimliyorum. Bu, çok hoşuma gidiyor. Mutlu oluyorum. Paylaşım, deneyimlediğim bambaşka bir hali aşkımızın. Aşkımıza sahip çıkışına bayılıyorum. Onu, yavru bir kedicik gibi kucağına alıp okşarcasına seviyor ve sahipleniyorsun. Ne hoş!
Aşkın en güzel tarafı ikimizi de şifalandırıyor olması. Gölge taraflarımla yüzleşiyorum. Kaybetme korkum, yalnızlık korkum ve daha birçok korkumla yüzleşiyor, kabulle korkularımın içinden geçiyorum. Huzura ulaşıyorum. Hayatla yüzleşiyor, daha farklı tutunuyorum yaşama. Bu, bana iyi geliyor.
Aşkın değişik bir kokusu var. Senle karışık ben kokuyor. Ya da benle karışık sen. Sen içsesimi duymama yardım ediyorsun. Kendimi, daha şiddetli ve derinden duyuyorum.
Boşluklarımı tamamlar gibisin. Varlığına şükrediyorum. Yıllarca içime ta derinlere gömdüğüm acılarım senin omuzunda damlıyor gözlerimden. Öylece akıp gidiyor. Ne derin acıları söküp çıkarıyorsun içimden bir bilsen.
Aşkın matematiği ve formülü asla yok. Her varlıkla baştan yazılıyor aşkın yasaları. Sonsuz cesareti seninle deneyimliyorum. Sınırlamaların farkına varıp onları birer birer eritiyorum. Kendime hesabını sorduğum bu aşkın bir nedeni var elbet. Sen boşuna çıkmadın benim karşıma.
Söylesene aşktan başka neye ihtiyacımız var bu hayatta. Herşey aşkla yaratılmıyor mu? Tüm dünya içimizin dışa yansıması değil mi? En çok da kurduğumuz hayalleri seviyorum. Hem gerçek, hem hayal. İçinde kaybolup gidiyorum. İçimde dengeye gelmeye çalışıyorum.Dengede olmak, hafiflemek ve yüklerimden arınmak demek.
Eğer yolculuk varsa, yol da vardır, yolcu da. Her yolcu farklı, yolu da farklı. Çünkü algılarımız farklı. İstenen son aynı. Hepimiz aydınlığa çıkmak istiyoruz. Duygu, düşünce ve eylemlerle yol alıyoruz. Vardığımız yer bizi mutlu etmiyorsa, şunun farkına varmak gerek; Sadece duygu, düşünce ve eylemler farklılaşırsa yolculuk ve varılan yer değişiyor.
Herşey benden ibaret, bunu biliyorum.Kaybolan beni bulmaya çalışırken uğrak yerim oldun. Yakalıyorum kendi içimde benden parçaları. Aşkla akmak kolaylaştırıyor yolculuğumu. İçimdeki aşka dokunuyorum seninle ve heryer pembeye boyanıyor o zaman. Pembe, mucizelerin rengi gibi geliyor bana. Bir mucizeci olsaydım, rengim pembe olurdu. Zaten mucizelerin içinde de aşk ve sevgi yok mu?
Mucizeler bana çizgi filmleri anımsatıyor. Hani bazı çizgi film kahramanları vardır. Olmayanları oldurturlar. Mucize dendiğinde o sahneleri hatırlarım. Mucizelere meraklıyım. Bir masal kahramanı olmak istemem de bundan olsa gerek.
Çileden çıkıyorum zaman zaman. Can acıtan sivri uçlu dikenlere rastlıyorum aşkın içinde.Aşkı sorgulayasım geliyor.
Ben ve sen, öyle farklı, bir o kadar da öyle aynıyızki... Aşkın içimizdeki yolculuğuna eşlik ediyor varlığımız.
Hergün dünden farklı oluyor. Bazen dünde kalasım var. Tutunuyor ve bırakmak istemiyorum. Aynı şey, bugün düne dönüştüğünde de oluyor. Herşeyin sonunda anda yaşamanın ve anda kalmanın idrakine varıyorum. Herşey şimdide olup bitiyor. Geçmiş, depolanmış şimdi, gelecek ise planlanan şimdiden başka birşey değil.
Ben aşkı, kendim olmanın bir ifadesi olarak algılıyorum. Ben olmak sevilesi ve güvenli. Bunu deneyimlemek için seninleyim. Seninle olmak, bana gücümü elime almayı ve kendim olabilme cesaretini öğretiyor. Şimdiye dek hep içimde hata yapma korkusu olurdu. Belki hala var ama en azından farkındayım ve sevgiye dönüştürmeye niyet ediyorum.
Zaten aşk da dönüşme ve dönüştürme hali değil mi? Her geçen gün değişiyorum ve daha farklı bir olma halime dönüşüyorum. Zorlandığım zamanlar oluyor pek tabii. Yenik de düşüyorum, fakat “olması gereken buymuş” diyerek rahatlatıyorum kendimi. En azından hafif bir rahatlama hissiyle avunuyorum. İçimdeki benle mücadele edercesine tartışıyorum seninle. Mideme sancılar giriyor, kıskıvrak yakalanıveriyorum içimdeki çaresizliğe. Tüm çarelerin içimdeki aşkta olduğuna inanırsam yine düzlüğe çıkıyorum. Alacalı haller içine sokuyorsun beni zaman zaman. Çıkamıyorum işin içinden. Ne hissedeceğimi, ne diyeceğimi bilemiyorum. Canım çok acıyor, senin de canını çok acıtıyorum istemeden.
Bugün, birçok dünyasal engelle yüzleştik. İçsel mesafeler koyduk aramıza ve ben kendimi çok yalnız hissettim. Yalnızlık korkum meğer ne büyükmüş. Kendime tam ve bütün olduğumu hatırlattığın için sana sonsuz teşekkürler. Sen neler hissediyorsun ben sana uzakken? Rahat mı ruhun? İçin rahat mı?
Tatlı bir aşk masalının muhteşem iki yaratıcısından başka neyiz? Masalı mutlu sonla nihayetlendirmek seçeneğini özgürlüğünü kaybetmekle eşleştiren bir ortak zihinle sen oradasın, ben burada. Bu yüzden bu hikaye yarım kaldı. Bana düşen kısmını tamamlamaya cesaretim yok. Bu masal bize dair yazıldığıyla kalacak. Belki masal bir süre sonra çatallanacak ve ayrı ayrı yazılıp birbirinden bağımsız sonlanacak. Bildiğim tek birşey varki tüm anlamların anlamını yitirdiği dünyamda tek ifade bulan, kalbimden kalbine kurduğum bu köprü üzerinde paylaşılanlar olacak.
Yaşamın ve aşkın tüm anlamlarına sahip çıkman dileğiyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder